EVRAD-I FETHİYE -METÎN -TERCÜME - ŞERH

EVRAD-I FETHİYE

FETHİYE VİRDLER KİTABI - METİN - TERCÜME - ŞERH

1.BÖLÜM

Metne başlayalım :

Rahman' Rahim Allah'ın adı ile..

Allah'tan başka ilâh yoktur : Yarattığı tohumlar sayısı kadar.. (Lâ ilahe illallahü âdede hebbatihi..)

Şerh :

Allah'tan başka ibadet edilmeye hak kazanan, gerçek mabud olarak ancak Allah vardır. Bu manayı, kalbden doğrular, dille de söylerim. Bu

manayı, Yüce Allah'ın yarattığı tohumların sayısı kadar tekrarlarım.

Metne devam edelini :

Allah'tan başka ilâh yoktur : Verdiği hayat sayısı kadar.. (La ilahe illallâhü adede hayatini..)

Şerh :

Allah'tan başka ibadet edilmeye hah kazanan, gerçek mabud olarah ancak Allah vardır. Bu manayı, kalbden doğrular, dille de söylerini. Bu manayı, Yüce Allah'ın hemen her şeye verdiği hayat sayısı kadar tek­rarlarım.

Üstteki manadan murad, biraz da abartılarah, çokluğu ifade etmek­tir. Allah tarafından verilen hayat, canlılık hesaba gelmez, sayıya sığ­maz. Sonsuzdur. Üstteki cümleyi söyleyen de, bu manadan yola çıkıp şöyle demektedir :

—  Benim, bu kelime-i tevhid üzerine olan itikadım, sayı olarak ni­yetimde söylemek istediğim dahi sonsuzdur; ne sayıya gelir, ne de hesa­ba..

Bu manada, ulemanın bir yorumu şöyledir :

—  Mümin bir kulun cennette kalmasının sonsuzlara kadar nimetlere dalmasının sebebi kelime-i tevhidi tasdik etmesidir. Kâfirin sonsuzlara kadar cehennem ateşinde kalıp azap görmesinin sebebi ise., inkâr edip küf­re girmesidir. Allah korusun. Şöyleki :

Bir mümin, dünyada sonsuzlara kalacak olsaydı, asla inancının dışına çıkmaz, başka türlü itikada sahib olmazdı. Kâfir dahi, dünyada sonsuz­lara kadar kalacak olsaydı, asla küfründen dönmezdi. Nitekim, bu mana­da gelen bir hadis-i şerif şöyledir :

—  «Müminin niyeti, amelinden hayırlıdır; kafirin niyeti ise, amelin­den şerlidir.»

İşbu manadan bakılarak, bir mümin kulun :

—  Allah'tan başka ilâh yoktur : Verdiği hayat sayısı kadar.. Demesi de, sonsuzluğu ifade eden iman manasına işaret oldu. Metne devam edelim :

Allah'tan başka ilâh yoktur: Çakıl taşlarının sayısı kadar. (Lâ ilahe illallâhü adede hasatihi..) 


Şerh :

—  Çakıl taşları..

Cümlesinin Arapça aslı şudur : H a s a t.. En küçük taşlar için bu tabir kullanılır. Bu kelimenin buraya alınması, şümullü bir mana ifadesi içindir.

Üstteki açıklamaya göre, bu cümlenin daha açık manası şudur :

—  Bu kelime-i tevhidi, Yüce Allah'ın yaratmış olduğu bütün ufak te­fek çakıl taşlarının ve kumlarının sayısı kadar tekrar ederim..

Metne devam edelim :

Allah'tan başka ilâh yoktur: Allah'ın kelimeleri sayısı kadar.. (La ilahe illallâhü adede kelimatihi..)

Şerh :

Daha Önceki cümlelerde olduğu gibi, burada dahi, abartılan bir mana havası vardır. Çünkü : Allah'ın kelimeleri için, bir sınır, bir tayin yoktur. Daha açık manası ile, bunu okuyan şöyle demek ister :

—  Allah'ın emrindeki kelime, cümle sayısı kadar, kelime-i tevhid okurum.. Onun birliğini kalbden doğrular, dille de söylerim.

Metne devam edelini :

Allah'tan başka ilâh yoktur : Yarattıklarının sayısı kadar.. (Lâ ilahe illallâhi adede halkıhi..)

Şerh :

Bu şekilde bir kelime-i tevhid okumak dahi, tevhid okumanın kap­samını genişletmek içindir.

Metne devam edelim :

Allah'tan başka ilâh yoktur : Arşının ağırlığı kadar.. (Lâ ilahe illallâhü zinete arşihi..)

Allah'tan başka ilâh yoktur : Semalarının dolusu kadar.. (Lâ ilahe illallâhü mil'e semavatihi..)

Allah'tan başka ilâh yoktur : Yerinin dolusu kadar.. (Lâ ilahe illallâhü mil'e arzihi..)

Şerh :

Buraya kadar okunan bu kelime-i tevhidin her birine :

—  Lâ ilahe illallah..

Dedikten sonra, ikinci parçası olan ;

—  Muhammedün Resulüllah..

Cümlesini de eklemelidir. Arapça aslı ile şöyle okumalıdır :

—  Allah'tan başka ilâh yoktur; Muhammed, Allah'ın Resulüdür. Bundan sonra, eklerini okur.

Metne devam edelim :

Allah'tan başka ilah yoktur: Buraya kadar söylediklerimin sayısı kadar.

(Lâ ilahe illallahü adede misli zalike maahu..)

Şerh :

Bu cümle de, kelime-i tevhidi okumanın çokluğunu, sonsuz olduğunu anlatır :

—  Sayıya hesaba gelmeyecek kadar kelime-i tevhidi okurum.. Demek olur.

Metne devam edelim :

Allah'tan başka ilah yoktur: Tektir. Onun ortağı yoktur; mülk onundur. Hamd ona mahsustur.

Öldürür; diriltir; o diridir, ölmez. Hayır elindedir; o her şeye kadirdir. Dönüş onadır.

Allah'tan bağışlanmamı dilerim.

Sübhanellah..

(Lâ ilahe illallahü vahdehu lâ şerike lehu leh'ül-mülkü ve leh'ül­hamdü yuhyi ve yümiytü ve hüve hayyün la yemutü biyedih'il-hayrü ve hüve alâ külli şey'in kadir. Ve İleyh'il - masiyru estağfirullahe sübha­nellahi..)

Şerh :

Bu cümle ile, daha açık olarak şöyle bir mana dile gelmektedır :

— Yüce Allah'ın pâk zatına, üstün şanına lâyık olmayan noksanlık ve ayıp kabul edilen şeylerden Yüce Varlığını temize çıkarırım.. Cümle eksiklerden uzak görürüm.

Metne devam edelim :

Allah'a hamd olsun,

Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah, en büyüktür.

Masiyetlerden,. ancak, Yüce Allah'ın koruması ile kurtulmak müm­kündür ibadetler için elde edilecek güç ise., ancak, şanı yüce büyük Al­lah'ın verdiği kuvvetle olacaktır.

(Vel - Hamdü lillâhi ve lâ ilahe illallâhü vellahü ekberu ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah'il - aliyy'il - azimi..)

II. BÖLÜM

Metne devam edelim :

Rahman Rahim Allah'ın adı ile..

Allah sübhandır (Sübhane llahi)..

Şerh : Burada geçen :

Sübhan..

Kelimesinin ifade ettiği mana şudur : Tesbih.. Tesbih, kelime­sinin açık manası ise, şu demeğe gelir :

—  Pâk etmek.. Buna göre, bir kimse :

—  Sübhanellah.. Derken, şunu söylemektedir :

—  Yüce Allah'ı tüm noksan vasıflardan pâk eylerim.

—  Pâk..

Derken de, şu mana çıkar :

—  Yüce Allah'ın temiz şanına uygun düşmeyen, noksanlardan ve ayıplardan yana temize çıkarırım.

Bu tesbih, manası itibarı ile çok kullanılan bir kelimedir; bu yönü ile kelimenin Arap dili kurallarına göre hafifletilmesi gerekir. Bunun için de :

—  Tesbih ederim (üsebbihü)..

Kaldırıldı; aynı manayı ifade eden, metindeki şu kelime geldi :

—  Sübhanellah..

Bunun, biraz daha açıklığa kavuşması gerekir, şöyle bilinmelidir ki; bir kimsenin : .

—  Ben de, Yüce Allah'ı pâk eylerim.. Demesinden murad olan mana şudur :

—  Onun pâk temiz olduğuna inanırım; itiraf ederim. Yaratılmış olma durumundan zatı her bakımdan münezzeh, şanına lâyık olmayan her şey­den beridir.

Allah-ü Taâlâ, hiç kimsenin böyle bir tesbih okumasına muhtaç de­ğildir. Bu şekilde bir tesbih okumanın, tenzih etmenin, diğer zikirlerin fay­dası yine kullara dönüktür. Bu teşbihi okumakla, kendi ayıplarından yana temize çıkarlar. Nitekim bu manada, Resulüllah efendimiz şöyle buyur­muştur :

—  «Bir kimse, bir günde yüz kere :

—  Yüce Allah'ı tesbih ederim; ona hamd olsun.


Derse, hataları kaldırılır; isterse onun hataları deniz köpüğü kadar olsun.»

Bir kimse :

—  Allah'tan başka ilah yoktur.

Dediği zaman, bunun zımnında şunu anlatmak ister :

-- Ben, Yüce Hakki tevhid edip birlerim. Allah-ü Taâlâ, kendi zatın­da ve sıfatında ezelî ve ebedi birdir. Onun bir ortağı da yoktur.

Onun birliği kullarının tevhidi ile değil, kendi zatının birliğinden ötü­rü birdir, tektir.

Üstteki manaya göre, bir kul kelime-i tevhidi okurken, şunu anlat­maktadır :

—  Yüce Allah'ın tekliğine itikad ederim. Şunu da dille ikrar ederim ki : Yüce Allah, ezeli ve ebedî.tektir.

Tahmid, tekbir, temcid manalarını da bu açıdan yorumlamak gerekir.

—  Tesbih..

Manası üzerine, ulemadan bazılarının görüşü şöyledir :

—  Yüce Allah'a taat ve ibadet yolundan koşmak; onun taat ve iba­detinde ağırdan almadan devamlı olmak ve lezzet, huzur aramak.. Hem kalb hem de beden ile..

Metne devam edelim :

—  Ona hamd olsun (ve bihamdihi).

Şerh :

Bu kelimede geçen VAV harfi Arap dili kaldesine göre hal içindir. Takdirî bir mana olarak şöyle demektir :

—  Yüce Allah'ın hamdine bürünmüş olarak, Allah'ı tesbih ederim. Bundan başka, yine Arap dili kaldesine göre VAV harfi atıf için ola­bilir ki, o zaman mana şöyle olur :

—  Allah'ı tesbih eder; onun hamdine bürünürüm. Buna göre de, daha açık mana şu olur : .

—  Yüce Allah'ı şanına lâyık olmayan şeylerden temize çıkarırım; keza, onun şanına lâyık olmayan noksan vehmini doğuracak şeylerden

de.. Ona hamd eder ve överim. Şunun için ki : Ben aciz kulunu zatını tenzihe, tesbihe başarılı kıldı.

Metne devam edelim :

Hepsi Allah'ın ihsan eylediği başarı ile oluyor; kötülükten alınmak, taata kuvvet, ancak Allah'ın elindedir.

(Ve matevfiki illâ billahi ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi..)

Şerh:                                                                               

Burada, bilinmesi gereken bir hususa işaret edilmektedir; anlatalım. Bir kul :

—  Ben de tenzih ederim..

Dediği zaman, ilk bakışta, bunu kendisi yapabiliyormuş, kendisinin bir bağımsızlığı varmış gibi bir mana çıkıyor. Şimdi, bu vehmin gideril­mesi gerekiyor.

işte, metnin bu son cümlesi de eklenerek, buraya kadar anlatılan metinde daha açık olarak ifade edilen mana şu olur:

— Bu işlere karşı güçsüzlüğüm ortadadır. Okuduğum bu tesbih, ten­zih, ettiğini hamd Yüce Allah'ın ihsan eylediği başarı iledir. Ayrıca, ku­luna karşı zatının tam manası ile güçlü olduğunu, kulunun dahi tam manası ile onun huzurunda bir güçsüzlük içinde bulunduğunu anlattı. Bu manada, tam bir marifet verdi; iman ve İslâm nasib eyledi.

Bu mana, şu hadis-i şerifin, bir yönü ile açıklamasıdır :

—  «Her kini nefsini bilirse, gerçekten Rabbını bilen odur.»

Özü nurla dolsun, Kazî Beyzavî; Fatiha suresinin 4. âyetinde buyu-rulan :

—  «Ancak, sana ibadet ederiz; ancak senden yardım dileriz.»

Mananın açıklamasını yaparken, ulemanın :

—  Sübhaneke (sühhansın)..

Kelimesi üzerine yaptıkları açıklamayı şöyle anlattı :

—  Yüce Allah'ın ademiyet sıfatı varmış gibi, bir vehim geleceğin­den, onu karşılamak içini şanında şöyle okumak gerekir :

—  Onun ortağı yoktur, zerre kadar, hatta daha azı onun gözünden kaçmaz.

Manası gelmiştir. Bu çeşitten tesbih, tenzih grubuna :

—  Celâl sıfatları.. Adı verilir.

Bir de, Yüce Allah'ın vücudiye sıfatları vardır; birkaçı şunlardır : İlim, hayat, Kudret.. Bunlar için de :

—  Kemal sıfatları..

ismi verilmiştir. Buna göre, bir kulun :

—  Sübhanellah (Allah sübhandır)..

Demesi, celâl sıfatlarına işarettir. Yine kulun :

—  Allah'a hamd olsun..

Demesi ise, kemâl sıfatlarına işarettir.

Burada, tesbih ve tahmidin okunması, şümullü bir mana anlatır; âdeta kul titreyip heyecana gelir ve şöyle der :

—  Yüce Allah'ı tüm noksan sıfatlardan tenzih ederim; bütün ke­mâlatı ile ona hamd ederim.

Burada, tabii bir düzen içinde, şöyle bir mananın ortaya çıktığı an­latılmıştır :

—  öncelikle, noksan sıfatlardan yana temize çıktığı isbat edilmiş; sonra da, kemal sıfatları ile bir düzen, bir süsleme olmuştur.

Tesbihin, hamdden önce okunması da bu manada anlaşılmahdır.

Burada, teshinin hamd içinde gelmesi ise, bir başka açıdan şöyle yorumlanmıştır: Her hususta kemal Allah içindir.. Yani: Mükemmel olmak.. Nefiyde, işbatta, cemde ve beraberlikte..

Tenzihin önce gelmesi, muhaliflerin çokluğundan ötürü de olabilir ki; bu durumda, tenzih işine önem verilmiştir. Zira, tenzih bir muhalif gruba karşı yapılırken, hamd için böyle bir muhalif grup yoktur.

Tesbihin önce gelmesi yorumlanırken, şöyle bir manaya geldiği de anlatılmıştır :

—  Aklımızın erdiği kadar, şanına yakışmayan şeylerden ötürü za­tını tenzih ederiz.. Kemalâtından ötürü, sana hamd ederiz; ama onlara,

tam olarak akıl erdiremeyiz. Zira, kemalâtın gerçek manalarından yana aklımız kısadır.

Metne devam edelim :

—  Azim Allah sübhandır, ona hamd olsun (sübhanellah'il - azimi ve bihamdihi)..

Şerh :

Tesbihin ve hamdin manası yukarıda anlatıldı; geniş bir açıklaması yapıldı. Burada, onlara sadece şu lafız eklenmiştir :

—  Azim (büyük)..

Bunun eklenmesi, bu manada, gelen bir hadis-i şerifin işaretinden olmalı..

îmam-ı Muhyissüne Mesabih adlı eserinde; Resulüllah efendimizin —Allah ona salât ve selâm eylesin— şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir :

—  «Bir kimse, sabaha çıktığı, akşama erdiği zaman, yüz kere :

— Azim Allah sübhandır, ona hamd olsun.

Diye okursa., kıyamet günü, onun getirdiğinden daha değerli bir şey­le gelen olmaz. Meğerki, onun okuduğunu veya daha fazlasını okumuş biri ola..»

Resulüllah efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde ise, şöyle buyur­muştur :

—  «iki cümle var ki, dile kolay, mizanda ağır, Rahman'a sevimli gelir; şudur :

—  Allah sübhandır, ona hamd olsun; azim Allah sübhandır.»

Resulüllah efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur :

—  «Bir kimse, bir günde yüz kere :

—  Allah sübhandır, ona hamd olsun.

Diye okursa, onun hataları silinir; isterse deniz köpüğü kadar olsun.»

Resulüllah efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde ise, şöyle buyur­muştur :

—  «Azim Allah sübhandır, ona hamd olsun.

Diyen kimse için cennette bir hurma ağacı dikilir.» '

 

 

- Azim (Büyük)..

Kelimesinin, metindeki cümleye eklenmesi, aşağıda anlatılacak ha-dis-i şerifin manası için de olabilir.

Muntahab, adlı eserin sahibi, Ebu Hüreyre'den —Allah ondan razı olsun— şöyle bir hadis-i şerif rivayet etmiştir :

—  «Bir kimse, bir günde yüz kere şu tesbihi ve tahmidi okursa, onun hataları silinir; isterse deniz köpüğü kadar olsun:

—  Allah sübhandır, ona hamd olsun; büyük Allah sübhandır, ona hamd olsun. Allah'tan bağışlanmamı dilerim.»

Bu hadis-i şerifin açıklamasında, Ezhar sahibi şöyle dedi :

—  «Hatalar..»

Tabirinden murad, küçük günahlar olup Allah'a karşı işlenen gü­nahlardır. Bunlar, küçük günahlar arasında sayılır.

Bu hadis-i şerifteki tesbih ve tahmidden sonra gelen :

—  «Günahlarımın bağışlanmasını dilerim.»

Cülmesinin eklenmesinden murad ise, Nasr suresinin 3. âyetinde bu-yurulan şu emrin bir gereğidir :

—  «Rabbını hamd ile tesbih eyle; ondan bağışlanma dile.»

Bu âyet-i kerimenin tefsirim yapan kitaplarda şöyle anlatılmıştır :

—  Bu sure geldikten sonra, Resulüllah efendimiz, şu tesbih, tahmid duasını çok çok okumaya başlamıştır :

—  «Allah sübhandır, ona hamd olsun. Allah'tan bağışlanmamı di­lerini.»

Bazı tefsir kitaplarında ise, şöyle anlatılmıştır:

—  Nasr suresi geldikten sonra, Resulüllah efendimiz ebedî âleme göç hazırlığı haberini aldı. Bundan sonra, her oturduğu meclisten kalk­madan önce, alışkanlık haline getirdiği şu tesbihi okurdu :

—  «Allahım sübhansın, hamd sana mahsustur. Senden bağışlanma­mı diler, sana tevbe ederim.»

Bu âyet-i kerimenin gelişinden sonra, Resulüllah efendimiz, dünyada iki sene kaldı. Bu iki sene içinde onun ne bir şeye güldüğü görüldü; ne de sevindiği.. Allah ona salât ve selâm eylesin.

—  «Allah'tan bağışlanmamı dilerim..»

Demenin manası, genellikle şöyledir :

— Yüce Allah'tan dilerim ki, günahlarımı kapaya; dünyada ve âhi­rette başkalarına açmaya..

Bunun, kâmil zatlara, sülük ehline göre manası şöyledir :

—  Allah'tan dilerim ki; kendi varlığımı ve eşyanın varlığını gözü­me kapaya.. Ta ki, müşahede gözümde zatından başkası kalmaya..

Nitekim, bu manada gelen bir hadis-i şerif şöyledir :

—  «Vücudun öyle bir günahtır ki; hiç bir günah onunla boy ölçü­şemez.»

Anlatılan tesbihi, tahmidi, istiğfarı, anlatılan tertibe göre, yüz kere okumak gerekir. Kesin olarak, bu mikdarı eksiltmemek ki : Vaad edi­len sevaba nail oluna.. Daha fazla okunursa, yine vaad edilen sevaba erilir. Fazla okunması, fazla sevab almaya sebeb olur. Bu manada şöyle gelmiştir :

—  Her kim okuduğu güzel virdini artırırsa; Allah, onun sevab ha­nesinde artırma yapar.

Burada anlatılan sevaba nail olmak için, zahirde bir şart vardır ki; o da .bu tesbihi, tahmidi, istiğfarı gafletle okumamaktır. Onların mana­larını düşünmeli, Allah'ın nimetlerini fikrine getirmelidir; daima kalb huzuru ve ihlâs içinde olmalıdır.

Bazı haberlerde şöyle gelmiştir :

—  Allah sübhandır (Sübhanellah)..

Tesbihini okuyanlardan üç kişi kıyamet günü gelir. Şöyleki:

Birinin tesbihi, semalardan, yerlerden ve bunların içindekilerden daha ağır gelir.             .

Birinin tesbihi, semaların ve yerlerin ağırlığında gelir.

Birinin tesbihi ise, sivrisinek ağırlığında dahi gelmez.

Bu işin, bu şekilde değişik olması ise, ancak tefekkürle ve ihlâsla okumaya göredir.

Tenbihlül - Gafilin kitabında, Resulüllah efendimizin şöyle bir hadis-i şerifi anlatılmıştır :

 

—  «Dille istiğfar edip günahları işlemeyi ısrarla sürdüren, Rabbı ile olay eden gibidirler.»

Bu manada, Rabia-i Basriye dahi şöyle demiştir :

—  Bizim istiğfarımız, çok çok istiğfara muhtaçtır.

Üstteki manaya göre; okunan her Allah zikri; ihlâsa ve kalb hu­zuruna bağlıdır.

Yüz kere okunması bildirilen bu tesbih, tahmid ile istiğfar da; yüz kere okunur ise, Resulüllah efendimizin bir emrine de uymuş olunur. Nitekim, bu manada gelen bir hadis-i şerif şöyledir :

—  «Kalbime perdeye benzer bir hal gelir; bu yüzden, günde yüz kere istiğfar ederim.

Ey iman edenler, Allah'a tevbe ediniz; çünkü ben günde yüz kere ona tevbe ederim.»

Büyük meşayih, bu tesbih, tahmid ve istiğfar zikrini kendilerine vird edininişler, sabah namazının sünneti ile farzı arasında okumuşlardır. Buna uyarak, bir kimse, bu tesbihi sabahları okumayı vird eder de; gü­nün birinde bir engel çıkar, okuduğu belli vakti kaçırırsa.. aynı gün içinde aynı mikdarı okuyabilir. Vaad edilen sevaba da yine nail olur.

Zira, yukarıdaki hadis-i şeriflerde :

—  Sabah..

Tabiri kullanıldığı gibi:

- Gün..

Tabiri de kullanılmıştır.

Cezerî, Hasn-ı Hasiyn adlı eserinde şöyle demiştir :

—  Bir kimsenin gece, gündüz, namazların sonunda veya başka bir zamanda okuduğu vird olabilir. Bunu vaktinde okuyamazsa, ne zaman olursa olsun, okumalıdır; hiç gününü kaçırmamalıdır.

Metne devam edelini :

Allah sübhandır, hamd ona mahsustur, halkının sayısı kadar (süb­hanellahi ve bihamdihi adede halkıhi).

Şerh :

Bundan önce anlatılan tesbihi, tahmidı, istiğfarı yüz kere okuduk­tan sonra da bu kısımla birlikte, bundan sonra gelecek cümleyi tamam­layan kısımları okumalıdır.

Metne devam edelim;

Arşının ağırlığı kadar (ve zinete arşihi).. Zatından hoşnutluğu ka­dar (ve rızae nefsihi).. Kelimelerinin mürekkebi kadar (ye midade keli­matihi)..

Şerh :

Bazı büyükler demiştir ki :

—  Kelimeler..

Tabirinden murad, ilim ve hikmettir. Şöyle dıyenler de vardır :

—  Bundan murad, Kur'an-ı Kerim ve indirilen diğer ilahî kitaplardır. Bazısı dahi şöyle demiştir :                                                   

—  Bundan murad olan mana, Yüce Allah'ın eşyayı yaratmadaki :

—  «OL (Kün) ..»

Emridir. Son verilen iki mana, bu makama daha uygun düşer. Zira, aşağıda:

—  İlminin ulaştığı sona kadar..

Cümlesi gelecektir ki, en uygunu da o iki manadır.

Bunlardan murad olan mana, tesbihini tahmidin çokluğunu temsil yollu anlatmaktır. Tecdid ve tayir değildir.

Bu güzel zikrin fazileti üzerine gelen haberler vardır. Bir tanesi, Ummülmüminin Hazret-i Cüveyriye'den gelmiştir; Allah ondan razı olsun.

Şöyle anlatıldı :

—  Resulüllah efendimiz, bir keresinde Hazret-i Cüveyriye'nin yanın­daydı; oradan sabah namazını kılmaya çıktı. Cüveyriye de kendı mesci­dinde bulunuyordu. Resulüllah efendimiz, sabah namazım kıldıktan son­ra dönüp geldi; gördü ki : Cüveyriye kendi namaz kıldığı yerde oturu­yor. Şöyle sordu :

—  «Senden ayrıldıktan sonra, bu yerinden hiç kalkmadın mı?.»

Cüveyriye, cevab olarak :

—  Ayrılmadım.. Deyince de şöyle buyurdu :

—  «Senden ayrıldıktan sonra dö

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !